Son zamanlarda sürekli neşeli, keyifli, güleryüzlü takılıyorum. Arada bir iş stresi nedeniyle gergin olduğum anlar oluyor tabii ama sadece yoğunluk yüzünden ve işleri yetiştirebilme telaşından dolayı yaşıyorum bu durumu. Onun haricinde sürekli mal mal, keyfim yerinde bir şekilde dolaşıyorum.
Bunun sebebi de şu herhalde; artık beklentilerimi o kadar düşürdüm ki en küçük şey bile keyfimi yerine getirmeye yetiyor. Yaşadığım şeyin tadını çıkartmaya çalışıyorum.
Sadece 27 yaşındayım ve Taraf Gazetesi’nde köşe yazıyorum. Bunun benim için ne kadar önemli ve tahmin edilemez olduğunu benden başka kimse bilemez. Ne kadar değerli olduğunu da kimse bilemez. Bir gün köşe yazacağım aklımın ucundan bile geçmemişti.
Neyse, şu an anlatmak istediğim şey bu değil. Asıl konuya dönüyorum.
Son birkaç yıldır resmen depresyondayım. Hatta depresyon konusunda Behzat Ç.’yi bile döverim sanırım… Belki depresyonum hala devam ediyordur ama artık işlerin biraz değişmeye başladığını hissediyorum.
Sadece bir yıl içinde çok acayip şeyler oldu hayatımda.
Önce “hayatta babana bile güvenme” lafının doğruluğunu öğrendim.
Sonra annem ciddi bir hastalığa yakalandı. Tedavisi devam ediyor ama artık iyileşme aşamasında. Canavar gibi maşallah.
Daha sonra benim için dünyanın en güzel yeri olan evimden taşınmak zorunda kaldım. Orada kaldığım kısa süre içinde o kadar güzel zamanlar geçirip orayı kendi evim gibi hissetmiştim ki şimdi önünden her geçişimde gözlerim doluyor. Hatta bazen sırf o sokağı görmemek için ya telefonumdaki oyuna gömüyorum kafamı yada diğer tarafa çeviriyorum. Özlüyorum evimi. Keşke hep orada yaşayabilseydim.
Ev mevzusu bitti. Geri taşındım. Taşındıktan tam dört gün sonra kardeşim dediğim, 13 yılı birlikte geçirdiğim kedim, son “gimme five bro”muzu yaptıktan sonra gözümün içine baka baka öldü. O aklıma geldiğinde ev gibi olmuyor; direkt ağlıyorum. Binanın önündeki bahçeye gömdük. Sabah işe giderken ve gece döndüğümde “”naber tosun” diye selam veriyorum.
En son olarak, son iki yılını berbat bir şekilde geçirdiğimiz, dokuz yıl süren ilişkim bitti. Bu da bir travma yaratmıştı tabii ki ama onu atlattım çok şükür.
Şimdi başa dönüyorum…
Son zamanlarda neşeli, keyifli, güleryüzlü takılıyorum. Çünkü gerçekten sıkıntılı zamanlar geçirdim. Şimdi yaşadığım en küçük güzel şeyin bile tadını çıkartmaya çalışıyorum. Beklentim yok, kafam rahat.
Bu yüzden gülüyorum ve eğlenmeye çalışıyorum.
Son dönemde kendimi Anakin Skywalker’ın, Darth Vader’a dönüşmeden önce son zamanlarındaki gibi hissediyorum.
Anakin iyi bir adamdı. Yavaş yavaş kötü bir insan olmaya başladı; daha doğrusu kötü bir insan olmaya zorlandı. Padme’nin öleceğini öğrendi ve onu kurtarabilmek için Dark Side’a geçmeye karar verdi. Yavaş yavaş içindeki tüm iyiliği tüketti.
Bende de durum bu aralar böyle sayılır. Ufak tefek farklar var tabii ama genel olarak gidişat bu yönde. Benim kimseyi kurtarmak gibi bir niyetim yok, zaten kimseyi kuratacak gücüm yok ve yine zaten kurtarılması gereken kimse de yok. Bu hikayede Anakin’le benzerlik gösterdiğimiz tek nokta, ikimizin de yavaş yavaş kötü bir insan olmaya başlamamız ve acı çekmemiz. Çektiğimiz acılarda kurtulabilmek için de vicdan kavramını hayatımızdan çıkartmaya çalışmamız.
Şu 1-2 yılda o kadar acayip zamanlar geçirdim ki, şimdi ne anlatmaya mecalim ne de isteğim var. Sadece çok fazla acı çektiğimi söyleyebilirim. O kadar çaresiz kaldım ki kendimi öldürmeyi bile denedim. 27 yaşında bir adam olduğum halde çaresizlikten ağladığım zamanlar oldu. Her konuda elimden geleni yapmaya, iyi ve vicdanlı bir adam olmaya çalıştım. Benim bir karakterim vardı; ben insanları kendi çıkarlarım doğrultusunda kullanmaya çalışmazdım. Bu yüzden hayatımın hiçbir anında hiç kimseye boyun eğmedim. Sadece kendimi geliştirip biraz daha çok şey öğrenmeye ve daha akıllı olmaya çalıştım. Sanırım bunu başardım da…
Sorunlarım vardı, kendim için bir şeyler yapmaya vaktim yoktu, param yoktu, mutsuzdum ve çok acı çekiyordum. Ama şimdi hepsi bitti. Hâlâ param yok ve hâlâ mutsuzum ama artık bunları kafama takmıyorum. Artık istediğim işi yapıyorum ve artık inandığım bir geleceğim var. Birkaç gün önce yalnızdım, şimdi tek başımayım. Bu ikisinin arasında çok büyük fark var. Biri tercih, diğeri çaresizlik. Ve ben bu durumun tercih kısmındayım.
Artık her şey çok farklı. Eskiden güçlü olmak yerine mutlu olmayı tercih ederdim. Çünkü mutlu olunca güçlü de olabileceğimi düşünüyordum. Ama arkaya dönüp baktığımda hem mutsuz hem de güçsüz zamanlar yaşadığımı görüyorum. Artık mutlu olmak gibi bir derdim yok. Artık hayattaki tek amacım daha güçlü ve daha başarılı olmak. Ve bunu yapabilecek kabiliyetim de var.
Yaşadıklarım yüzünden önce Anakin gibi sağ kolum kesildi. Sonra sol kol ve son olarak bacaklar. En sonunda da tüm vücudum yandı. “Bazen dibe vurmak iyidir” diyorlar ya, işte o dibin en derinine vurdum ben. Şimdi yavaş yavaş yukarı çıkmam gerekiyor.
Mutlu olmak gibi bir amacım vardı. Sırf o yüzden bu videodaki gibi savaşmaya çalıştım. Kimseye boyun eğmemek için mücadele ettim. Ama olmadı.
http://www.youtube.com/watch?v=pSwy412nttI
Şimdi yapacağım tek şey içimdeki insanlık ve vicdanı sonuna kadar tüketip kaybolan parçalarımı tamamlamak olacak.
http://www.youtube.com/watch?v=c6bEs3dxjPg&feature=relmfu
Ben bir Death Star yapamam belki ama en azından kendimi yeniden yaratabilirim. Artık eski Beyduhan kalmadı; onu hep beraber tükettik, şimdi sadece adım ve yüzüm aynı. Ruhum yok, kalbim yok ve bundan sonra da asla olmayacaklar.
Pixies’i, “Where is my mind”tan ibaret sanan insanlar var. Onu geçtim; “Where is my mind”ı Placebo şarkısı sanan mallar var.

Geçen gün twitter’da “Bazen kendimi Balotelli gibi hissediyorum” yazmıştım da oradan aklıma geldi bu.
“Kendimi Balotelli gibi hissediyorum” diyorum ama şimdi Balotelli’ye baktığın zaman adam gayet yetenekli ama sorunlu bir futbolcu. Sonra kendime bakıyorum, orta karar bir müzisyen, biraz yazmaktan anlayan, iyi yemek yapan, az buçuk kültür sahibi olmak dışında özel yetenekleri olmayan bir adamım ama sorunluyum. O zaman benim Balotelli ile “sorunlu insan” olmaktan başka ne gibi bir ortak noktam olabilir ki..?
Ben olsam olsam İbrahim Üzülmez olurum amk. Hem kazma hem de sorunlu.
Damon Albarn’ın yaptığı her şey nasıl bu kadar güzel olabiliyor acaba? Üstelik bu grupra Red Hot Chilli Peppers’tan Flea da var.
Rocket Juice and The Moon - Red Skies
Zamanında bu heriflerin değerini bilememişiz valla. Senesini hatırlayamadım ama bunlar Rock’n Coke’a gelmişlerdi de ex manitasaray’la “bitse de gitsek” modunda dinlemiştik konseri. Yazık etmişiz. Ya da kendi adıma konuşayım; yazık etmişim.
Son albümlerindeki bu şarkı da süpersonikmiş mesela… Başlarda biraz kıl giden bir parça ama nakarat çiçek olmuş.
Kasabian - Days Are Forgotten
Su an saat sabah 06:23 ve bunu hayatimda ilk kez, az once dusundum.
Bugune kadar, insanlarin ihtiyaclarina cevap vermekten baska hicbir sey yapmamisim. 27 yasindayim ve geriye donup baktigimda kendim icin, gelecegimi saglama almak icin, kariyer sahibi olmak icin hicbir sey yapmadigimi goruyorum ve bu yuzden kendime kufurler ediyorum.
(saat 06:29 ve bu saatte kendime bir bardak daha votka hazirladim)
Hep iyi bir insan olmaya calistim (ama yarrak gibi bir insan oldum; o ayri) Bu yuzden surekli kendimden taviz verdim; cunku herkes benim gibi olur, onlari mutlu etmek icin benim vazgectigim seylerden onlar da benim icin vazgecerler diye dusundum ama bu isler hic oyle olmuyormus lan. Sonunda sik gibi ortada kaliyormussun. Bunu da bu yasta ogrenecekmisiz demek ki.
Arkadaslarim bana ihtiyac duydugunda kardesimmis gibi davrandilar, babam kendi islerini daha az sorumluluk alarak halledebilmek icin bana hic yari yolda kalmayacakmisim gibi davrandi, sevgilim beni goremeyecegini bildigi halde evime gelip “kizcagiz evde tek basina kalmasin, isten erken cikayim” diye dusunmeme neden olup isimi aksatmami sagladi; yeni bir is yapmak istediginde beni de isin icine sokup aylarimin yok olmasina sebep oldu, cocukluk arkadasim sirf kendi keyfi icin beni Eskisehir’e goturup halinin uzerinde yatmama razi oldu.
27 yillik kisa hayatimda insanlar tarafindan cok guzel sekilde kullandigimi ne yazik ki bu gece anladim. Bu 27 yilda elime gecen, batmis isler, dokulmus ve beyazlamis saclar, kirilmis bir kalp, mahvolmus cigerler ve dagilmis bir ruh hali oldu… Bu sure icinde beni kardes, sevgili, arkadas, dost, ortak, evlat olarak gorenler ya bir sekilde kariyerini yapti ya da inceden de olsa gelecegi icin yolunu cizdi.
Artik kimse bana dokunmasin, hic kimse yanima yaklasmasin. Yeterince zarar verdiniz zaten; daha fazlasi olmasin. Ben sizlere guvenip beni yalniz birakmayacaginizi; kotu durumda bile olsam yanimda olacaginizi dusunurken, siz beni ihtiyaclariniz dogrultusunda kullandiniz. Beni bos hayallere suruklerken kendi seklinizden fergat etmeyip beni yerin dibine batirdiniz.
Milletin yalanlarina inanip hayatinizi karartmayin gencler. Ben bu hayatta Allah’tan once babama guvenirdim; o da daha alti ay once, sirf kendi hatalarini yuzune vurdugum icin bana yumruk atti. Siz, siz olun kimseye guvenmeyin. Adimlarinizi saglam atin. Bak, ben atmadim; sonra basini aldim afedersin. Herkes yolunu tutturmusken, sabahin 7’sinde “ulan ben nasil kendimi kurtaricam” diye dusunup, cep telefonumdan blog yaziyorum.
Kalin saglicakla. Bana yaptiklariniz size yapilmasin. Ne eve giremeyip sokakta fir donun ne de bes parasiz kalmayin. Haliniz vaktiniz yerinde olsun. Son bir sene zaten cok fenaydi ama 2009’dan beri neler yasadigim zaten ortada. Hayatimda daha fazla moral bozuklugu istemiyorum. Onumde yastiklari yumruklayarak gecirecegim uzun yillar var zaten.
Ozet: aslinda kimsenin sucu yok galiba; ben yalanlara inanacak kadar salakmisim.
(saat 07:36 ve son bir bardak votka daha icip uyumaya calisacagim. size de iyi uykular)
Belli bir kesimin Dünya’yı yönetebilmek için yarattığı “Süper Güç Amerika” kriz yaşamaya başladı, insanlar sokaklara çıktılar, Occupy Wall Street diye bir olay yaşandı ve hemen ertesinde Kaddafi öldü. Adamın cesedi yerlerde sürüklendi. Çoğu Libyalı bile olmayan sözde muhalifler, Kaddafi’nin cesedini saçlarından tutup kafasını sallayarak fotoğraflar çektiler. Ee süpermiş abi; demokrasi geldi işte…
Ne zaman götünüz zora girse, ya bir savaş çıkar ve silah satarsınız, ya bir ülkeyi fetheder demokrasi getirirsiniz, insanları itibarsızlaştırıp yerin dibine sokarsınız, ya da kendinizi temize çıkartıp rahat edebilmek için sıradan insanların parasını alır veya savaşa sokup canını alırsınız.
Sana para gelsin de gerisi sıkıntı değil.
Diktatörlük yapıp, yıllarca halkının anasını ağlatan adam tabii ki ölsün ama sen kendi devletine zarar gelebilecek en küçük belgeyi bile can siperane şekilde saklıyorsan, Kaddafi’nin cesedine yapılan muamelenin youtubeda yayınlanmasına da izin vermeyeceksin genç. Aynısını Saddam öldüğünde de yaptın; iğrenç bir insan olsa bile, o herifin ölümünü de cesedini de milletin gözüne soktun.
Şimdi Amerika biraz daha rahatladı, petrol fiyatları düştü, Wall Street olayları ikinci plana düştü değil mi? Ee gayet normal. Zamanında, Körfez Savaşı, 11 Eylül, Saddam Hüseyin’in idamı ve Usame Bin Ladin’in ölümünde de sen bu rahatlamayı yaşamıştın kardeşim. Hedef saptırıp, halkın “ne oluyor lan” demeye başladığı dönemlerde sokağa çıkmaya niyetlenen insanlara yeni bir gündem yaratıp her şeyi unutturdun. Yine aynı şeyi yaptın ve yine yapacaksın.
Benim bahsettiği şey “Ayyy Amerika çok kötü; lanet olsun Amerika’ya” zihniyeti değil. Belli bir kesimin Dünya’yı yönetmek uğruna yaratmaya çalışıp bu konuda çok başarılı olduğu “Süper Güç” kafası.
Şu an tüm Dünya, Amerika “höt” dese göt verecek durumda. Ama “höt” diyen ne yazık ki Amerika değil.
Konuyu bağlayalım: Halkına yıllarca zulmedip altından saraylarda yaşayan Kaddafi öldüğü için sevindim (tabii gerçekten öldüyse. az sonra linkini vereceğim videolardan birinde Fidel Castro’ya ikiz kardeşi kadar benzeyen bir adam var; ben kıllanırım aga. Zaten Kaddafi’yi öldürmek için giden adamların bir çoğu Libya vatandaşı bile değil amk.) Ama bu olay tıpkı Saddam’ın idamı, Kennedy suikasti, 11 Eylül Saldırıları gibi Amerika’da halkın rahatsız olmaya başladığı ve Dünya’da düzenin sarsıldığı bir dönemde yaşandıysa ben “Bi’ durun amk; ne oluyor lan?!!” derim.
Bu arada gayet geniş petrol rezervine sahip olan Libya’nın diktatörü Kaddafi öldürülüp cesedi yerde sürüklendikten sonra petrol fiyatlarında düşüş yaşandı. Vay amk, tesadüfe bak. Hayırdır inşallah…
Kaddafi’nin cesedinin yerde sürüklendiği anlar: http://www.youtube.com/watch?v=yvOqSDFGD40&skipcontrinter=1
Bu da Kaddafi’nin cesedinin saçlarından tutulup kafasının sallandığı görüntüler (Fidel Castro’ya ikizi kadar benzeyen abi de bu videoda): http://www.youtube.com/watch?v=KEPnIKI3Ivg&feature=youtu.be&skipcontrinter=1 Bunları izlemek için youtube hesabınız olmalı ve 18 yaşından büyük olmanız gerekiyor tabii ki.
Castro’ya bir şey demiyorum haa; yanlış anlamayın. Sadece bu kadar büyük bir benzerlik ilginç geldi bana.